kadin-dogum-uzmani-bursa

Kadın Doğum Uzmanı Bursa

Kadın Doğum Uzmanı Nedir?

Kadınlar yaşamlarının farklı dönemlerinde jinekolojik muayene, menopozda döneminde, kısırlık tedavisi, gebelik planlaması, gebelik takibi ve doğum gibi birçok nedenle, kadın doğum uzmanı olan bir hekime başvururlar.

Kadın Doğum Doktoru Bursa

Günümüzde tanı ve tedavi süreçlerinde sürekli yaşanan bilimsel yeniliklerin farklı yaklaşımları getirmesi nedeni ile, kadın doğum Bursa doktorları bu gelişmeleri yakından takip etmek durumundadırlar.

Kadın Doğum Uzmanının Görevleri Nelerdir?

 

Kadın doğum uzmanları tıp fakültesinden mezun olduktan sonra 4 yıllık bir eğitim olan kadın doğum alanında uzmanlıklarını yaparlar.

Perinatoloji ve Jinekolojik Onkoloji bilim dalları ise kadın doğum anabilim dalının altında yer alan yan dal uzmanlık alanlarıdır.

Türkiye’de Üreme Endokrinolojisi ve İnfertilite Sağlık Bakanlığı tarafından yan dal olarak onaylanmamıştır. Ancak kadın hastalıkları ve doğum anabilim dalının altında üniversitelerde bir bilim dalıdır. Üreme Endokrinolojisi ve kısırlık tedavileri alanında eğitim almış ve deneyim kazanmış doktorlar aşılama ve tüp bebek tedavisi uygularlar.

Erkek fizyolojisine oranla oldukça karmaşık bir yapıda olan kadın fizyolojisi normal cinsel fonksiyonları sağlaması yanında gebelik oluşumu ve doğuma kadar olan süreçte bebeğin sağlıklı gelişimi ve doğumu açısından önemli görevler üstlenmektedir.

Vajina, vajina girişi, rahim ağzı, rahim, yumurtalıklar ve tüplerinin kadınlık hormonları ile düzenli bir şekilde çalışması gerek kadının sağlıklı bir yaşam sürmesinde gerekse üreme süreçlerinin sağlıklı bir şekilde devam edebilmesi açısından büyük önem taşımaktadır.

Kadın Doğum Uzmanı Neye Bakar?

  • Doğumsal problemler,
  • Tüplerinin kapalı olması,
  • Rahimde yapısal anomaliler,
  • Yumurtalıkların gelişememesi,
  • Yumurtalık tembelliği gibi,
  • Rahim ağzı ve rahim kanserleri,
  • Yumurtalıkta kistler,
  • Rahim içi polipler veya miyomlar,
  • Rahim içi yapışıklıklar,
  • Kısırlık problemi (İnfertilite),
  • Hormon bozukluklarına bağlı problemler,
  • Cinsel bölge enfeksiyonları,
  • Rahim sarkması veya düşüklüğü,
  • İdrar kaçırma problemi,
  • Adet düzensizliği,
  • Kıllanma ve tüylenme,
  • Polikistik Over Sendromu,
  • Menopozda yaşanan sorunlar,
  • Erken menopoza bağlı yaşanan problemler.

Benzer problemler yaşayan kadınlar gereken tanı ve tedavinin yapılabilmesi için kadın hastalıkları uzmanına başvururlar. Kadın doğum uzmanı fizik muayene, jinekolojik muayene, kan testleri, ultrasonografi, ilaçlı rahim filmi (HSG) histeroskopi, kolposkopi, biyopsi, LEEP, laparoskopi veya açık ameliyatlar gibi tıbbi tedaviler uygularlar.

Gebelik Planlamasında Kadın Doğum Uzmanı

Günümüzde çiftlerin çoğu bebek sahibi olmadan önce tıbbi açıdan sağlık durumlarının iyi olması ve en uygun sosyal şartları sağlamak için kendilerini hazırlamak isterler. Amaç hem gebelik sürecinde hem de doğum sonrasında açığa çıkabilecek risk faktörlerinin önüne geçilmesidir.

Gebelik planlayan kadınların öncesinde bir kadın doğum doktoruna başvurmaları ve gerekli test ve tetkikleri yaptırmaları önerilmektedir. Kadınlar gebelik öncesinde var olabilen sağlık problemlerinin teşhis ve tedavisi için psikolojik olarak kendileri için Bursa en iyi kadın doğum doktoru olacağına inandıkları kadın doğum uzmanı arayışı içine girerler.

Gebelik Takibinde Kadın Doğum Doktoru

Günümüzde gebeliğin ilk günlerinden başlayarak kadın doğum uzmanın rehberliğine ihtiyaç duyulmaktadır.

Gebelik sürecinde olası problemlere karşı alınması gereken önlemler, gebeliğin belirli haftalarında yapılması gereken testler konusunda kadın doğum doktorunun takibi hem anne adayının hem de bebeğin sağlığının korunmasını sağlaması yanında anne adayının psikolojik açıdan rahatlamasını da sağlayacaktır.

Tüp Bebek Tedavisinde Kadın Doğum Uzmanı, Doktoru

Kısırlık tanısı konulan çiftler infertilite nedeninin araştırılması ve gereken tedavi yöntemlerinin uygulanması için bir kadın doğum uzmanına başvururlar. Tüp bebek tedavisine karar verildiği dönemde kadın doğum uzmanının doğru zamanda ve doğru adımı atması tüp bebek tedavisinde başarı oranını büyük oranda etkilemektedir.

Hastalarına kişiye özel tedavi uygulayan, kadın kimliğinin, anne psikolojisinin farkında olan, kısırlık ve tüp bebek tedavileri yanında tüm jinekolojik hastalıklarda hizmet sunan kadın doğum doktorları sağlık turizmi açısından da ülkemiz için önemli bir potansiyel oluşturmaktadırlar.

HAMİLE KALMAK İÇİN NELERE DİKKAT EDİLMELİ?

Gebe Kalma Olasılığı Ne Zaman En Yüksektir? Çocuk Sahibi Olmak İsteyenlere Uzman Önerileri

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Deniz Güleryüz Çakmak, Olay Gazetesi yayınında çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerin en çok merak ettiği konuları değerlendirdi. Gebe kalma olasılığının hangi dönemlerde arttığı, yumurtlama sürecinin önemi, sağlıksız yaşam alışkanlıklarının doğurganlık üzerindeki etkileri ve uzman desteğinin ne zaman alınması gerektiği hakkında önemli bilgiler paylaştı.

Çocuk sahibi olmayı planlayan çiftler için en kritik konulardan biri doğru zamanı bilmektir. Gebelik ihtimali, kadının yumurtlama dönemine yakın günlerde artar. Yumurtlama, çoğu kadında beklenen adet tarihinden yaklaşık 12–16 gün önce gerçekleşir ve bu dönem gebelik şansının en yüksek olduğu zaman aralığı olarak kabul edilir. NHS de gebelik ihtimalinin yumurtlama dönemine yakın günlerde arttığını ve düzenli ilişkiyle şansın yükseldiğini belirtir.

Gebe Kalma Olasılığı En Çok Hangi Dönemde Artar?

Gebe kalma ihtimalinin en yüksek olduğu dönem, “fertil pencere” olarak adlandırılan yumurtlama öncesi ve yumurtlama günü çevresindeki kısa zaman aralığıdır. Amerikan Üreme Tıbbı Derneği’ne göre fertil pencere, yumurtlama günüyle biten yaklaşık 6 günlük dönem olarak tanımlanır; gebelik olasılığı özellikle yumurtlamadan önceki 1–2 günde daha yüksektir.

Bu nedenle çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerin yalnızca takvim hesabına güvenmek yerine adet düzenini, yumurtlama belirtilerini ve gerektiğinde hekim önerisiyle yumurtlama takibini dikkate alması önemlidir. Düzenli adet döngüsü olan kadınlarda bu dönem daha kolay öngörülebilirken, adet düzensizliği yaşayan kadınlarda uzman değerlendirmesi gerekebilir.

Sağlıklı Yaşam Alışkanlıkları Gebelik Şansını Etkiler

Gebelik planlaması yalnızca doğru zamanlamadan ibaret değildir. Beslenme düzeni, kilo kontrolü, sigara ve alkol kullanımı, uyku düzeni, stres seviyesi ve genel sağlık durumu doğurganlık sürecini etkileyebilir. NHS, gebelik planlayan kadınlarda folik asit kullanımının, sağlıklı beslenmenin, sigaradan uzak durmanın, alkol tüketmememin ve sağlıklı kiloda kalmanın önemli olduğunu vurgular.

Op. Dr. Deniz Güleryüz Çakmak’ın da dikkat çektiği gibi, pandemi sonrası değişen yaşam tarzı, hareketsizlik, sağlıksız beslenme ve sigara kullanımı çocuk sahibi olma sürecini olumsuz etkileyebilen faktörler arasında yer alır. Bu nedenle gebelik planlayan çiftlerin süreci yalnızca “ne zaman ilişki olmalı?” sorusuyla değil, genel sağlık hazırlığıyla birlikte değerlendirmesi gerekir.

Uzman Desteği Ne Zaman Alınmalı?

Çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerin en sık yaptığı hatalardan biri, süreci fazla geciktirmek ve uzman desteğini ertelemektir. Özellikle yaş faktörü, yumurta rezervi, adet düzensizliği, geçirilmiş enfeksiyonlar, endometriozis, polikistik over sendromu, erkek faktörü ve daha önce yaşanan gebelik kayıpları gibi durumlar varsa erken değerlendirme büyük önem taşır.

ASRM’ye göre düzenli ve korunmasız ilişkiye rağmen 12 ay içinde gebelik oluşmaması infertilite açısından değerlendirme gerektirebilir; kadın yaşı 35 ve üzerindeyse bu değerlendirme 6 ay sonra önerilir.

Tüp Bebek ve HPV Aşısı Neden Önemli?

Her çift için ilk seçenek tüp bebek tedavisi değildir. Öncelikle çiftin yaşı, yumurtlama düzeni, tüplerin durumu, sperm parametreleri ve genel sağlık öyküsü değerlendirilmelidir. Gerekli görüldüğünde aşılama, yumurtlama takibi veya tüp bebek gibi yardımcı üreme yöntemleri kişiye özel olarak planlanabilir.

HPV aşısı ise doğrudan “gebelik şansını artıran” bir yöntem olarak değil, kadın sağlığı ve rahim ağzı kanserinden korunma açısından değerlendirilmelidir. CDC, HPV aşısının kansere neden olabilen HPV tiplerine karşı uzun süreli koruma sağladığını belirtir; ayrıca HPV aşılarının kadınlarda üreme sorunlarına neden olduğuna dair kanıt bulunmadığını açıklar.

Gebelik Planlamasında Doğru Adım: Ertelememek

Çocuk sahibi olmayı planlayan çiftler için en sağlıklı yaklaşım, süreci bilinçli yönetmektir. Yumurtlama dönemini bilmek, düzenli ilişki planlamak, sağlıklı yaşam alışkanlıkları kazanmak ve gerektiğinde uzman desteğine başvurmak gebelik yolculuğunda önemli adımlardır.

Op. Dr. Deniz Güleryüz Çakmak’ın da vurguladığı gibi, gebelik planlayan çiftlerin süreci ertelemeden bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanına başvurması; kişiye özel değerlendirme yapılması, olası risklerin erken fark edilmesi ve doğru tedavi yolunun belirlenmesi açısından önem taşır.

Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır. Tanı, tedavi ve kişisel gebelik planlaması için mutlaka kadın hastalıkları ve doğum uzmanına başvurulmalıdır.

gebelikte-erken-dogum-nedir

Gebelikte Erken Doğum Nedir?

Erken doğum, gebeliğin 37. haftasından önce gerçekleşen doğumlar olarak tanımlanır. Normal bir gebelik süresi yaklaşık 40 hafta sürer. Bu süreden önce doğumun başlaması, hem anne hem de bebek açısından bazı riskleri beraberinde getirebilir.

Erken doğum, dünya genelinde yenidoğan dönemindeki sağlık sorunlarının en önemli nedenlerinden biridir.

Erken Doğumun Nedenleri

Erken doğum birçok farklı sebeple ortaya çıkabilir. Bazı durumlarda kesin bir neden bulunamayabilir. En sık görülen nedenler şunlardır:

  • Rahim ve serviks (rahim ağzı) problemleri
  • Çoğul gebelik (ikiz, üçüz gebelikler)
  • Enfeksiyonlar (idrar yolu, vajinal enfeksiyonlar)
  • Plasenta (bebeğin eşi) problemleri
  • Anneye ait kronik hastalıklar (hipertansiyon, diyabet vb.)
  • Önceki gebelikte erken doğum öyküsü
  • Sigara, alkol ve madde kullanımı
  • Aşırı stres ve ağır yaşam koşulları

Erken Doğum Belirtileri

Erken doğumun erken fark edilmesi, hem anne hem de bebek sağlığı açısından büyük önem taşır. Dikkat edilmesi gereken belirtiler şunlardır:

  • Düzenli ve sıklaşan kasılmalar
  • Bel ve kasık bölgesinde ağrı
  • Vajinal akıntıda artış veya su gelmesi
  • Pelvik bölgede baskı hissi
  • Kanama veya lekelenme
  • Karında sertleşme ve rahatsızlık

Bu belirtilerden biri bile varsa vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.

Erken Doğumda Risk Faktörleri

Bazı anne adayları erken doğum açısından daha yüksek risk taşır:

  • Daha önce erken doğum yapmış olmak
  • Rahim ağzı yetmezliği
  • İkiz veya çoğul gebelik
  • Rahim yapısında doğuştan gelen anomaliler
  • Gebelik takibinin düzensiz yapılması

Erken Doğum Nasıl Önlenebilir?

Erken doğumun tamamen önlenmesi her zaman mümkün olmasa da riskler azaltılabilir:

  • Düzenli gebelik kontrollerine gitmek
  • Enfeksiyonların erken tedavisi
  • Sigara ve alkolden uzak durmak
  • Sağlıklı ve dengeli beslenmek
  • Aşırı fiziksel yükten kaçınmak
  • Doktor önerisiyle serviks uzunluğu takibi yapmak

Gerekli durumlarda doktor tarafından ilaç tedavisi veya yatak istirahati önerilebilir.

Erken Doğumda Tedavi Yaklaşımı

Erken doğum riski tespit edildiğinde tedavi, gebelik haftasına ve anne-bebek durumuna göre planlanır:

  • Kasılmaları durdurmaya yönelik ilaçlar (tokolitik tedavi)
  • Bebeğin akciğer gelişimini hızlandıran kortikosteroid uygulamaları
  • Enfeksiyon varsa antibiyotik tedavisi
  • Hastanede yakın takip ve yatış

Bazı durumlarda doğumun geciktirilmesi mümkün olurken, bazı durumlarda anne ve bebek sağlığı için doğumun gerçekleştirilmesi gerekebilir.

Miyom

Kadında Myom Nedir?

Kadında Myom Nedir? Nedenleri, Belirtileri ve Tedavi Yöntemleri

Kadında Myom Nedir?

Kadında myom, kadınlarda rahimde gelişen iyi huylu tümörlerdir. Latince adıyla “leiomyoma” veya “uterin fibroid” olarak da bilinen bu oluşumlar, rahmin düz kas dokusundan kaynaklanır. Çoğu zaman kansere dönüşme riski olmayan, genellikle iyi huylu büyümelerdir. Ancak, boyutlarına ve konumlarına göre çeşitli semptomlara neden olabilirler ve bazı durumlarda yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyebilirler.

Myomlar genellikle üreme çağındaki kadınlarda görülür ve hormonların (özellikle östrojen) etkisiyle büyüme eğilimi gösterirler. Kadınlarda yaygın olarak görülmesine rağmen, her myom aynı değildir ve belirtileri de farklılık gösterebilir.

Myomun Nedenleri Nelerdir?

Myomların kesin nedeni tam olarak bilinmese de, hormonlar ve genetik faktörlerin bu oluşumların gelişiminde önemli rol oynadığı düşünülmektedir. Östrojen ve progesteron gibi hormonlar, myomların büyümesini tetikleyebilir. Bu hormonların düzeyindeki dalgalanmalar, özellikle adet dönemlerinde ve menopoz öncesi dönemde myomların boyutunda değişikliklere neden olabilir.

Diğer taraftan, ailede myom öyküsü olan kadınlarda myom gelişme riski daha yüksektir. Genetik yatkınlık, myom oluşumuna zemin hazırlayabilir. Bunun yanı sıra, ilk adet yaşı, doğum yapma durumu ve yaşam tarzı gibi çevresel faktörler de myom riskini etkileyebilir.

Myom Çeşitleri

Myomlar, rahimdeki konumlarına göre farklı türlere ayrılabilir. Bu ayrım, myomun hangi tür belirtiler gösterebileceği ve hangi tedavi yönteminin daha uygun olacağı konusunda da önemlidir.

Submuköz Myomlar: Rahmin iç tabakasına doğru büyüyen bu myomlar, genellikle adet kanamalarının artmasına ve kısırlığa neden olabilirler.

İntramural Myomlar: Rahmin kas tabakası içinde gelişen bu myomlar, en yaygın türdür ve rahmin genel yapısını etkileyerek adet düzensizliklerine, pelvik ağrıya yol açabilir.

Subseröz Myomlar: Rahmin dış yüzeyine doğru büyüyen bu myomlar, dışarıya doğru büyüdükleri için genellikle bası semptomlarına yol açar, ancak adet kanaması üzerinde daha az etkili olabilirler.

Kadında Myom Belirtileri

Myomlar, her kadında farklı belirtilerle kendini gösterebilir. Bazı kadınlar myomlarına bağlı herhangi bir şikayet yaşamazken, bazıları belirgin semptomlarla karşılaşabilir. İşte myomların sıkça görülen belirtileri:

  • Adet Kanamasında Artış: Myomlar, özellikle submuköz olanlar, adet dönemlerinde kanamanın miktarını artırabilir. Uzun süren ve yoğun adet kanamaları anemiye (kansızlık) yol açabilir.
  • Pelvik Ağrı ve Baskı Hissi: Özellikle büyük myomlar, karında dolgunluk ve basınç hissi yaratabilir. Bazı durumlarda bel ağrısı ve sık idrara çıkma da görülebilir.
  • Cinsel İlişki Sırasında Ağrı: Myomların konumuna bağlı olarak cinsel ilişki sırasında ağrı hissedilebilir.
  • Kısırlık: Myomlar, rahim iç yapısını bozarak veya tüplerde tıkanıklığa neden olarak gebelik oluşmasını zorlaştırabilir.

Bu belirtiler her zaman myom varlığını göstermez, ancak özellikle yoğun ve uzun süreli kanama, kısırlık veya pelvik ağrı gibi durumlar söz konusu olduğunda, bir uzmana başvurulması önemlidir.

Myom Tanısı Nasıl Konulur?

Kadında myom tanısı koymak için bir jinekolojik muayene ve bazı görüntüleme yöntemleri gereklidir. İlk olarak, elle yapılan pelvik muayene ile rahim büyüklüğünde değişiklik olup olmadığı değerlendirilir. Ancak kesin tanı için genellikle ultrason gibi görüntüleme yöntemlerine başvurulur.

Ultrasonografi: Transvajinal veya karından yapılan ultrason, myomların boyutu ve yerleşimi hakkında detaylı bilgi sağlar.

MRI (Manyetik Rezonans Görüntüleme): Özellikle büyük myomların değerlendirilmesinde kullanılır ve tedavi planının belirlenmesine yardımcı olabilir.

Kadında Myom Tedavi Yöntemleri

Myom tedavisi, myomların büyüklüğüne, yerleşimine, belirtilere ve hastanın genel sağlık durumuna bağlı olarak farklılık gösterebilir. Bazı durumlarda düzenli kontroller ile myomların büyümesi izlenirken, diğer durumlarda cerrahi müdahale gerekebilir.

İlaç Tedavisi: Östrojen ve progesteron hormonlarının etkisini azaltan ilaçlar, myomların küçülmesine yardımcı olabilir. Bu tedavi yöntemi genellikle semptomları hafifletmek amacıyla kullanılır.

Cerrahi Yöntemler: Myomların boyutu büyükse veya şiddetli semptomlara yol açıyorsa, cerrahi müdahale gerekebilir. Myomektomi, yalnızca myomların çıkarılmasını içerirken; histerektomi, rahmin tamamen alınmasını içerir.

Minimal İnvaziv Yöntemler: Histeroskopi ve laparoskopi gibi yöntemler, küçük kesilerle veya rahim içinden girilerek myomların çıkarılmasına olanak tanır. Bu yöntemler, iyileşme süresinin daha kısa olması avantajına sahiptir.

Myomların Hamilelik Üzerindeki Etkisi

Kadında myom varlığı, hamilelik sürecini etkileyebilir. Özellikle büyük veya rahim içi yapıyı bozacak şekilde konumlanmış myomlar, gebeliğin yerleşmesini zorlaştırabilir veya düşük riskini artırabilir. Bununla birlikte, her myomu olan kadın hamile kalma konusunda sorun yaşamaz. Myomların yerleşimi ve boyutu, hamilelik sürecinin gidişatını belirleyici faktörlerdir.

Kadında Myom ile Yaşamak

Myom teşhisi almış bir kadın için en önemli adım, düzenli takip ve uygun tedavi planının belirlenmesidir. Semptomlar hafifse ve myomların büyümesi yavaşsa, düzenli doktor kontrolleri ile yaşam kalitesi korunabilir. Ancak ciddi semptomlar yaşanıyorsa, uygun tedavi ile bu şikayetlerin giderilmesi mümkündür. Sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemek, dengeli beslenmek ve stresten uzak durmak, myomların büyüme hızını kontrol altında tutmada yardımcı olabilir.

Kadında Myom Nedir ve Nasıl Önlenir?

Her ne kadar myomların kesin bir önleme yöntemi olmasa da, sağlıklı bir yaşam tarzı sürdürmek, hormon düzeylerini dengelemek için faydalı olabilir. Aşırı kilo alımından kaçınmak, düzenli egzersiz yapmak ve sağlıklı beslenmek, hormonal dengenin korunmasına yardımcı olabilir.

Sıkça Sorulan Sorular

Kadında myom nedir?

Myomlar, rahimde oluşan iyi huylu tümörlerdir ve genellikle östrojen hormonunun etkisiyle büyüyebilirler.

Myom belirtileri nelerdir?

Yoğun adet kanamaları, pelvik ağrı, karında basınç hissi ve bazı durumlarda kısırlık gibi belirtiler görülebilir.

Myom tedavisi nasıl yapılır?

Tedavi, myomların büyüklüğüne ve belirtilerine bağlı olarak ilaç tedavisi, cerrahi müdahale veya minimal invaziv yöntemlerle yapılabilir.

Myomlar hamile kalmayı zorlaştırır mı?

Bazı durumlarda myomlar hamile kalmayı zorlaştırabilir ancak bu, her kadın için geçerli değildir. Myomun konumu ve boyutu belirleyici rol oynar.

Myom kansere dönüşür mü?

Myomlar genellikle kanser riski taşımazlar ve iyi huyludur.

Myomlar için hangi doktorlara başvurmalıyım?

Jinekologlar, myomların tanısı ve tedavisi konusunda uzmanlaşmış doktorlardır.

Kadında myom, yaygın olarak görülen ancak doğru teşhis ve tedavi ile kontrol altında tutulabilen bir durumdur. Rahimdeki bu iyi huylu tümörler, bazen ciddi semptomlara neden olabilirken, bazen de belirti göstermeden yaşam boyu varlığını sürdürebilir. Önemli olan, düzenli doktor kontrolleri ve gerektiğinde uygun tedavi yöntemlerinin uygulanmasıdır. Sağlıklı bir yaşam tarzı ve bilinçli takip ile myomların olumsuz etkilerini minimize etmek mümkündür. Kadın sağlığının korunması ve yaşam kalitesinin artırılması için her zaman uzman görüşüne başvurulmalıdır.

gebelikte maymun çiçeği

Gebelikte Maymun Çiçeği Hastalığı Nedir?

Gebelikte Maymun Çiçeği Hastalığı Nedir?

Hamilelik süreci, anne adayları için hem heyecan verici hem de sağlık açısından dikkat gerektiren bir dönemdir. Bu süreçte ortaya çıkabilecek çeşitli enfeksiyonlar ve hastalıklar, hem anne hem de bebek için risk oluşturabilir. Son yıllarda, dünya genelinde yeniden gündeme gelen ve özellikle endemik bölgelerde görülen Maymun Çiçeği Hastalığı (Monkeypox), hamile kadınlar için de potansiyel bir tehdit oluşturmaktadır. Peki, gebelikte Maymun Çiçeği Hastalığı nedir? Bu hastalığın hamilelik sürecine olan etkileri, belirtileri, tedavi yöntemleri ve korunma yolları nelerdir?

Maymun Çiçeği Hastalığı, Poxviridae ailesine ait bir virüs tarafından bulaşan, nadir fakat ciddi bir zoonotik hastalıktır. İlk olarak 1958 yılında laboratuvar maymunlarında tanımlanan bu hastalık, adını da buradan almıştır. İnsanlarda ise ilk vaka 1970 yılında, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde kaydedilmiştir. Günümüzde ise Afrika’nın bazı bölgelerinde endemik olarak görülmekte ve zaman zaman diğer kıtalara da yayılabilmektedir.

Maymun Çiçeği Hastalığının Belirtileri Nelerdir?

Maymun Çiçeği Hastalığı, genellikle ateş, baş ağrısı, kas ağrıları ve şiddetli halsizlik ile başlar. Bu belirtileri, lenf bezlerinde şişme izler ve birkaç gün içinde ciltte döküntüler meydana gelir. Döküntüler önce yüz bölgesinde başlar ve daha sonra vücudun diğer bölgelerine yayılır. İçi su dolu kabarcıklar şeklinde olan bu döküntüler, zamanla kabuklanarak iyileşir.

Gebelikte bu belirtilerin şiddeti ve seyri, anne adayının genel sağlık durumu ve bağışıklık sistemi ile yakından ilişkilidir. Özellikle hamilelik döneminde bağışıklık sistemi doğal olarak zayıfladığı için, enfeksiyonlar daha ağır seyredebilir ve komplikasyonlara yol açabilir.

Hamilelikte Maymun Çiçeği Hastalığı Riski

Hamile kadınlar, bağışıklık sistemlerinin zayıflamış olması nedeniyle çeşitli enfeksiyonlara karşı daha savunmasız hale gelirler. Maymun Çiçeği Hastalığı da bu enfeksiyonlardan biridir. Hamilelik sırasında bu hastalığa yakalanmak, hem anne hem de bebek için ciddi riskler taşıyabilir. Özellikle ilk trimesterde geçirilen enfeksiyonlar, düşük yapma riskini artırabilir. İkinci ve üçüncü trimesterde ise erken doğum, fetüste gelişim geriliği ve doğum sonrası komplikasyonlar gibi riskler söz konusu olabilir.

Maymun Çiçeği Hastalığının Bebeğe Etkileri

Maymun Çiçeği Virüsü, plasenta yoluyla fetüse geçebilir. Bu durum, fetüste enfeksiyonun doğrudan gelişmesine ve çeşitli doğumsal anomali risklerinin artmasına neden olabilir. Ayrıca, doğum sırasında da bebeğe bulaşma riski mevcuttur. Bebeğin doğumdan hemen sonra enfekte olması durumunda ise neonatal döneminde ciddi komplikasyonlar yaşanabilir.

Maymun Çiçeği Hastalığının Tanı ve Tedavisi

Hamilelik döneminde Maymun Çiçeği Hastalığı tanısı, klinik belirtiler ve laboratuvar testleri ile konulabilir. Tanı koymak için genellikle virüsün DNA’sını tespit eden PCR testleri kullanılır. Ayrıca, kan örnekleri ve deri lezyonlarından alınan numuneler de laboratuvar testlerinde değerlendirilir.

Tedavi sürecinde, hastalığa özgü bir antiviral tedavi bulunmamakla birlikte, semptomatik tedavi ve destekleyici bakım ön plandadır. Hamile kadınlarda tedavi planı, hem anne hem de fetüsün sağlığını korumak amacıyla dikkatle hazırlanmalıdır. Ağır vakalarda, hastaneye yatış ve yoğun bakım gerekebilir. Ayrıca, annenin hastalığı yenmesi durumunda, bebeğin doğum sonrası izlenmesi de önemlidir.

Gebelikte Maymun Çiçeği Hastalığından Korunma Yolları

Hamilelik sırasında Maymun Çiçeği Hastalığı’ndan korunmak, annenin ve bebeğin sağlığını korumak için büyük önem taşır. Bunun için aşağıdaki önlemler alınabilir:

  • Hijyen Kurallarına Uygun Yaşamak: Ellerin sık sık yıkanması, yüzeylerin dezenfekte edilmesi ve kalabalık ortamlardan kaçınılması gibi temel hijyen kuralları, virüs bulaşma riskini azaltabilir.
  • Endemik Bölgelerden Uzak Durmak: Maymun Çiçeği Hastalığı’nın yaygın olarak görüldüğü bölgelere seyahat etmekten kaçınılmalıdır. Zorunlu seyahatler sırasında ise ekstra önlemler alınmalıdır.
  • Hayvanlarla Temasın Sınırlandırılması: Hastalığın bulaşma yolu genellikle hayvanlardan insanlara olduğu için, özellikle enfekte hayvanlarla temastan kaçınılmalıdır.
  • Aşı Uygulamaları: Maymun Çiçeği Virüsü’ne karşı spesifik bir aşı olmasa da, çiçek hastalığı aşısının çapraz koruma sağlayabileceği düşünülmektedir. Ancak, bu aşı hamilelikte riskler taşıyabileceği için doktor kontrolünde değerlendirilmelidir.

Sonuç ve Öneriler

Gebelikte Maymun Çiçeği Hastalığı, anne adayları için ciddi riskler taşıyan nadir fakat önemli bir enfeksiyon hastalığıdır. Bu hastalıktan korunmak için hijyen kurallarına dikkat edilmesi, gerekli durumlarda tıbbi danışmanlık alınması ve sağlıklı bir yaşam tarzının benimsenmesi gerekmektedir. Hamilelik sürecinde her türlü enfeksiyon riski, hem anne hem de bebek sağlığını etkileyebileceğinden, sağlık kontrollerinin düzenli olarak yapılması büyük önem taşır.

Sık Sorulan Sorular

Gebelikte Maymun Çiçeği Hastalığı bebeğe nasıl bulaşır?

Maymun Çiçeği Virüsü, plasenta yoluyla doğrudan fetüse geçebilir. Ayrıca, doğum sırasında ve doğum sonrasında da bulaşma riski bulunmaktadır.

Maymun Çiçeği Hastalığı hamilelikte düşük riskini artırır mı?

Evet, özellikle ilk trimesterde geçirilen enfeksiyonlar düşük riskini artırabilir.

Maymun Çiçeği Hastalığı’nın hamilelikte tedavisi var mı?

Spesifik bir antiviral tedavi olmamakla birlikte, semptomatik tedavi ve destekleyici bakım uygulanır.

Maymun Çiçeği Hastalığı aşısı hamilelikte yapılabilir mi?

Çiçek hastalığı aşısı, hamilelikte riskler taşıyabilir ve ancak doktor kontrolünde değerlendirilebilir.

Gebelikte Maymun Çiçeği Hastalığı’ndan korunmak için ne yapılabilir?

Hijyen kurallarına uymak, endemik bölgelerden uzak durmak ve hayvanlarla teması sınırlandırmak başlıca korunma yollarıdır.

Maymun Çiçeği Hastalığı doğum sonrası bebeğe bulaşabilir mi?

Evet, hastalık doğum sonrasında da bebeğe bulaşabilir, bu nedenle yeni doğanın izlenmesi önemlidir.

endometriozis ve kısırlık

Endometriozis ve Kısırlık

Endometriozis ve Kısırlık: Kapsamlı Bir Bakış

Op. Dr. Deniz Güleryüz Çakmak

Endometriozis, doğurganlık çağındaki kadınların %10’unu etkileyen ve rahim iç zarı dokusuna benzeyen dokunun rahim dışında büyümesi ile karakterize kronik bir hastalıktır. Bu dokular, adet döngüsü boyunca kanama ve iltihaplanmaya neden olarak ağrı, kısırlık ve diğer semptomlara yol açabilir.

Endometriozis ve Kısırlık Arasındaki İlişki

Endometriozis, kısırlık problemlerinin en önemli nedenlerinden biridir. Endometriozisli kadınlarda kısırlık oranı, endometriozisi olmayanlara göre %30-50 oranında daha yüksektir. Endometriozisin kısırlığa yol açmasının birden fazla mekanizması vardır:

  • Tüplerin tıkanması: Endometriozis odakları, fallop tüplerini tıkayarak yumurta ve spermin buluşmasını engelleyebilir.
  • Yumurtlama bozukluğu: Endometriozis, yumurtlama sürecini etkileyerek yumurta üretimini ve salınımını bozabilir.
  • Rahim içi ortamın bozulması: Endometriozis, rahim içi zarının yapısını ve işlevini bozarak embriyonun implantasyonunu engelleyebilir.
  • Yumurtlama ve döllenme ile ilgili kimyasal ve immün faktörler: Endometriozis, üreme sisteminde inflamatuar bir ortam yaratarak yumurtlama ve döllenmeyi etkileyen kimyasal ve immün faktörleri değiştirebilir.

Endometriozis ve Kısırlık Tedavisi

Endometriozis ve kısırlık tedavisinde kullanılan yöntemler, hastanın yaşına, semptomlarının şiddetine, infertilite süresine ve genel sağlık durumuna göre değişir.

Tedavi seçenekleri şunlardır:

  • Hormon tedavisi: Doğum kontrol hapları, progesteron ilaçları veya GnRH analogları gibi hormonal ilaçlar, endometriozis odaklarının büyümesini durdurmak ve ağrıyı azaltmak için kullanılabilir.
  • Cerrahi tedavi: Laparoskopi veya laparotomi gibi cerrahi işlemler, endometriozis odaklarını çıkarmak için kullanılabilir.
  • Tüp bebek tedavisi: Kısırlık sorunu cerrahi veya hormonal tedavi ile düzelmiyorsa, tüp bebek tedavisi gibi yardımcı üreme teknolojileri kullanılabilir.

Endometriozis ve kısırlık tedavisinde önemli bir nokta, multidisipliner bir yaklaşımın benimsenmesidir. Bu, jinekolog, üreme endokrinoloğu, cerrah ve psikolog gibi farklı uzmanlık alanlarından doktorların birlikte çalışarak hastaya en uygun tedavi planını oluşturmasını içerir.

Endometriozis ve Kısırlık: Sıkça Sorulan Sorular

Endometriozis nedir?

Endometriozis, rahim iç zarı dokusuna benzeyen dokunun rahim dışında büyümesi ile karakterize kronik bir hastalıktır.

Endometriozis ne kadar yaygındır?

Endometriozis, doğurganlık çağındaki kadınların %10’unu etkileyen bir hastalıktır.

Endometriozis belirtileri nelerdir?

Endometriozisin en sık görülen belirtileri şunlardır:

  • Şiddetli adet sancısı
  • Adet döneminde karın ağrısı
  • Kasık ağrısı
  • Ağrılı cinsel ilişki
  • Kısırlık
  • Yorgunluk
  • Kabızlık veya ishal
  • Sık idrara çıkma
  • Ağrılı bağırsak hareketleri

Endometriozis nasıl teşhis edilir?

Endometriozis teşhisi için pelvik muayene, transvajinal ultrasonografi ve laparoskopi gibi yöntemler kullanılır.

Endometriozis nasıl tedavi edilir?

Endometriozis tedavisinde kullanılan yöntemler, hastanın yaşına, semptomlarının şiddetine, infertilite süresine ve genel sağlık durumuna göre değişir. Tedavi seçenekleri şunlardır:

  • Hormon tedavisi
  • Cerrahi tedavi
  • Tüp bebek tedavisi

Endometriozis ve kısırlık arasındaki ilişki nedir?

Endometriozis, kısırlık problemlerinin en önemli nedenlerinden biridir. Endometriozisli kadınlarda kısırlık oranı, endometriozisi olmayanlara göre %30-50 oranında daha yüksektir.

Endometriozis ve kısırlık tedavisinde multidisipliner yaklaşım nedir?

Multidisipliner yaklaşım, jinekolog, üreme endokrinoloğu, cerrah ve psikolog gibi farklı uzmanlık alanlarından doktorların birlikte çalışarak hastaya en uygun tedavi planını oluşturmasını içerir.

Endometriozis ve kısırlık ile ilgili daha fazla bilgi için nereye başvurabilirim?

Endometriozis ve kısırlık ile ilgili her türlü sorunuz için bir jinekolog veya üreme endokrinolojisine başvurmanız önemlidir.

Op. Dr. Deniz Güleryüz Çakmak

Endometriozis, kısırlık problemlerine yol açabilen kronik bir hastalıktır. Erken teşhis ve doğru tedavi ile semptomlar kontrol altına alınabilir ve gebe kalma şansı artırılabilir. Endometriozis ve kısırlık ile ilgili her türlü sorunuz için bir jinekolog veya üreme endokrinolojisine başvurmanız önemlidir.

tekrarlayan-gebelik-kaybi

Tekrarlayan Gebelik Kaybını Etkileyen Faktörler

İşte tekrarlayan gebelik kaybını etkileyen bazı önemli faktörler:
1.Genetik Anormallikler: Genetik faktörler, tekrarlayan gebelik kaybında önemli bir rol oynar. Hem anne hem de baba tarafından geçen genetik bozukluklar veya taşıyıcılık durumları, embriyoların normal gelişimini etkileyebilir ve gebeliğin sona ermesine neden olabilir.
2.Hormonal Dengesizlikler: Hormon dengesizlikleri, tekrarlayan gebelik kaybında yaygın bir faktördür. Özellikle tiroid hastalıkları, polikistik over sendromu (PCOS) ve diyabet gibi hormonal bozukluklar, gebelik sürecini etkileyebilir.
3.Rahim Anomalileri: Rahimdeki anormallikler, tekrarlayan gebelik kaybının bir başka yaygın nedenidir. Rahimdeki septumlar, uterin yapısal bozukluklar, tıkanıklıklar veya fibroidler, gebelikleri engelleyebilir veya sürdürmeyi zorlaştırabilir.
4.Bağışıklık Sistemi Sorunları: Bağışıklık sistemi sorunları, tekrarlayan gebelik kaybında etkili olabilir. Bağışıklık sistemi, embriyoyu yabancı bir cisim olarak algılayabilir ve implantasyonu veya gebeliği engelleyebilir.
5.Trombofili: Trombofili, kanın normal pıhtılaşma sürecini etkileyen bir durumdur. Trombofili, gebelikte tromboz (pıhtı oluşumu) riskini artırabilir ve bu da tekrarlayan gebelik kaybına yol açabilir.
6.Enfeksiyonlar: Bazı enfeksiyonlar, tekrarlayan gebelik kaybıyla ilişkilendirilebilir. Özellikle rahim içi enfeksiyonlar, gebeliği etkileyebilir ve sona ermesine neden olabilir.
7.Yaş ve Yaşam Tarzı Faktörleri: Anne veya baba tarafından ileri yaş, tekrarlayan gebelik kaybı riskini artırabilir. Ayrıca sigara içmek, alkol tüketmek, uyuşturucu kullanmak, aşırı kilolu veya obez olmak da bu riski artırabilir.
Unutmayın, tekrarlayan gebelik kaybı çok karmaşık bir durumdur ve her bireyin durumu farklıdır. Bir uzmana danışmak, doğru tanı ve tedavi planlaması için önemlidir.
polikistik-over-sendromu

Polikistik Over Sendromu Nedir?

    Polikistik Over Sendromu (PKOS), genç kadınlarda görülen hormonal ve metabolik bozukluklar ile ortaya çıkan kronik bir hastalıktır. Üreme çağındaki kadınların %5-%10’ unun da görülür. Hastalığın oluşmasında insülin direnci temel rol oynamaktadır. Tam nedeni bilinmese de genetik geçiş ve aile öyküsü önemlidir.

     Polikistik Over sendromunda yumurtalık içinde çok sayıda olgunlaşmamış yumurta bulunur ve yumurtlama çoğunlukla düzenli gerçekleşemez. Polikistik yumurtalık yapısında erkeklik hormonu olarak bilinen androjen üretiminde artış hormonal problemlerin sebebidir. Polikistik over sendromu obezite ile ilişkilidir İnsülin direncine neden olur. İnsülin direnci diabet riskini artırır.  Polikistik Over Sendromuna sahip zayıf kadınların %30 unda, kilolu kadınların ise %75’in de insülin direnci vardır. PKO sadece kısırlık ve üreme sorunlarına yol açmakla kalmaz diyabet gibi metabolik hastalıklar, kalp-damar hastalıkları ve rahim kanseri için risk oluşturmaktadır.

Polikistik Over Sendromunun tanısı tek bir bulguya dayanarak konulamayan, %100 iyileşmenin söz konusu olmadığı düzenli kontrol altında tutulması gereken bir hastalıktır. Tanıda ultrasonografi bulgularının, şikayetlerinin olması ve hormonların PKOS ile uyumlu olması ve bu 3 kriterden 2 sinin olması PKOS tanısı koydurur.

Belirtileri nelerdir;

  • Adetlerde gecikme ve gecikme
  • Yüzde, göğüste, karında, sırtta vücut orta hattında erkek tipi kıllanma
  • Akne (Sivilce)
  • Saç dökülmesi
  • Özellikle karın bölgesinde insülin direncine bağlı yağlanma ve obezite

PCOS da İnsülin Direncinin Önemi

Polikistik over insülin direnci sonucunda ortaya çıkan kanda yüksek insülin düzeyleri ile yumurtalıklarda erkeklik hormonu (androjenler) üretimini arttırmaktadır. Bu belirtiler adet düzensizliği, tüylenme ve sivilce gibi problemler ortaya çıkartmaktadır. Özellikle kilo alımı insülin direncinde ortaya çıkan belirtilerin şiddetini arttırmaktadır. PKOS olan kadınlarda ileri yaşlarda şeker hastalığı riski artmaktadır. Kanda yüksek bulunan insülin ancak ilaçlarla, diyet ve sporla düşürülmektedir.

İnsülin direncine yol açan en önemli faktör şişmanlıktır. Karın bölgesindeki yağların artması ve göbek çevresinin genişlemesi sonucunda insülin, kas, karaciğer ve yağ dokusunda etkisini yeterince gösteremez. İnsüline karşı bir direnç oluşur. Zayıf kişilerde de insülin direnci olabilir fakat oranı daha düşüktür.

 

Polikistik Over Sendromu Tedavisi

Sağlıklı Beslenme ve Spor;

En önemli tedavi sağlıklı beslenme, spor ve kilo kontrolüdür. İnsülin direnci olan hastalarda kilo kaybı polikistik over sendromunun semptomlarını hafifletir. Örneğin yüksek androjen değerleri olan hastalarda diyet ve egzersiz ile kan şekeri ve insülin seviyesinin kontrol altına alınması bu semptomlarda iyileşmeye neden olur. Spor ve sağlıklı beslenme ileride şeker hastası olma riskini de azaltır.

Adet Düzensizliği Tedavisi

Düzenli yumurtlayamama sonucu olan gecikmeli adet görmeye sıkça rastlanır. Yağ dokusunda normalden daha fazla östrojen üretilmesi sebebiyle yumurtlama bozukluğu yaşanır. Obez hastalarda %5 kilo kaybı yumurtlamanın başlaması için yeterlidir.35 yaşından küçük ve çocuk istemeyen hastalarda en sık tercih edilen ilaç doğum kontrol hapıdır.  İkinci sırada ise adetin 15. gününden sonra kullanılan progesteron ilaçları gelir. Her iki ilaçta adet döngüsünü düzene sokar.

Tüylenme Tedavisi

Polikistik Over Sendromu yaşayan hastalarda androjen (erkeklik) hormonu artar. Bu artışa bağlı olarak da erkek tipi tüylenme, erkek tipi kellik ortaya çıkar. PKO’da tüylenme üst dudak üzeri, çene kemiği üzeri, yanaklar, göğüs kafesi üzeri bölge ve göbek çevresi, kasık ile göbek arasında orta hat, bacakların iç yüzeyleri gibi bölgelerde daha fazla oluşur. Tüylenmeye engel olmak için doğum kontrol ilaçları kullanılabilir. Bu ilaçlar kanda ki erkeklik hormonu oranını düşürür. En az 6 ay tedavi süresi olması gereklidir. Çünkü kıl foliküllerinin yaşam süresi 6 aydır

Akne Tedavisi

20’li yaşlardan sonra başlayan, tekrarlayan ve tedaviye dirençli sivilcelerin çoğunlukla nedeni polikistik over sendromudur. Sivilce ile birlikte tüylenme artışı ve adet düzensizliği gibi şikayetler var ise PKO olma ihtimali daha da artmaktadır. Klasik dermatolojik tedaviler ile iyileşmeyen, dirençli sivilcelerin altında hormonal nedenler yatmaktadır.

Polikistik Overde artan erkeklik hormonları ciltte bulunan yağ bezlerinden salgılanan yağ miktarını arttırarak sivilce oluşumuna yol açar. Tedavide erkeklik hormonlarının hem etkinliğinin ve hem de miktarının düşürülmesi yoluyla yağ bezlerinden yağ üretiminin azaltılması hedeflenir. Bunun yanında dermatolojik yerel (lokal) tedaviler olarak, kurutucu ve soyucu etkili solusyonlar, jeller, kremler pudralar veya maskeler uygulanabilir. Hormonal nedene yönelik tedaviler sivilce tedavisinde daha kalıcı ve etkili olmaktadır.

İnsülin Direnci Tedavisi

İnsülin direncinin PKO oluşmasında anahtar rol oynadığının anlaşılması üzerine tedavi için insülin hassaslaştırıcı ilaçlar kullanılmaya başlanmıştır. İnsülin hassaslaştırıcılar Metformin, D-kiro-inozitol gibi maddelerdir. Bu grupta en çok kullanılan ilaç metformindir. Metformin aynı zamanda hipertansiyon ve obezite gibi bazı sağlık sorunlarının da düzelmesini sağlamaktadır. Metformin glikoz taşınmasını arttırarak yüksek insülin ve androjen seviyelerine sahip kişilerde kanda insülin ve androjen seviyelerini düşürmektedir.

Kısırlık Tedavisi

Polikistik Over Sendromunda yumurtlayamama infertilite nedenidir. Bu durum obez hastalarda daha belirgindir. Çocuk isteğinde öncelikle kilo vermek hem gebe kalmayı kolaylaştırır hem de gebelikte yaşanacak sıkıntıları azaltır

Tedavide yumurtlamayı sağlayan ilk basamak ilaçlar ağızdan alınan ilaçlardır. Kullanılmaya başlandığı ay yumurta gelişimini ve yumurtlamayı sağlar. Ancak her ay kullanılması gerekliliği vardır. Ağızdan alınan ilaçlara cevap alınmadığında hormon iğnelerine geçilir. Buradaki amaç yumurtanın büyümesi ve yumurtlamayı sağlamaktır. Bu tedaviye ovulasyon takibi denir.

PKO’lu hastalarında kısırlığın ana nedeni yumurtlama kusuru (anovulasyon) olduğundan, gebelik istenildiğinde yumurtlamayı sağlamak gerekmektedir. PKO’da yumurtalık uyarı tedavisinde (ovulasyon indüksiyonunda) amaç normal fizyolojiyi taklit ederek tek yumurta geliştirmektir. Bu amaçla yumurtalık uyarısı haplar (klomifen sitrat) veya haplar yetersiz kalırsa iğne tedavileri (FSH hormonu içeren iğneler) uygulanır. Polikistik overi olan infertil kadınlarda, kısırlığa yol açan başka neden yoksa ve eşinin sperm sayımı normal ise aşılama yapılmasına gerek yoktur. Ancak 3-6 siklus yumurtlama elde edilmesine rağmen gebelik elde edilememiş çiftler, nedeni açıklanamayan kısırlık gibi değerlendirilip tedaviye aşılama eklenebilir. Bu tedavilerle gebelik elde edilemeyen çiftlerde tüp bebek uygulamasına geçilir.

Aşılama (İntrauterin inseminasyon): Yumurtalık uyarıcı tedavi alan polikistik overli (PKO) kadında eğer rahim ağzında yeterli mukus oluşumu yoksa veya eşinde sperm azlığı saptanmışsa aşılama tedaviye eklenebilir. Eğer başarılı yumurtlama sağlanmasına rağmen gebelik elde edilemiyorsa, izah edilemeyen kısırlık gibi düşünülerek aşılama tedaviye eklenmelidir.

Tüp bebek (In vitro fertilizasyon IVF): PKO’da tüp bebek sonuçları yüz güldürücüdür. Tüp bebek tedavisi ile hamile kalma şansınızı %70 civarına kadar çıkarabilirsiniz.

PKO olmayan kadınlara göre siklus iptal oranları daha fazladır. Daha fazla yumurta toplanmakla beraber, döllenme, gebelik ve canlı doğum oranları aynıdır. Bu hastalarda çoğul gebeliği engellemek amacıyla seçici tek embriyo verilmelidir. Tüp bebek tedavisinde çeşitli yumurtalık uyarı protokolleri bulunmaktadır. Bu hastalarda en çok korkulan durum aşırı yumurtalık uyarımı sendromu (OHSS) dur. Bu yüzden genellikle antagonist protokol tercih edilir. Verilen gonadotropin yani hormon dozu düşük doz tercih edilmelidir.

yumurtalık-rezervi-nedir

Yumurtalık Rezervi Nedir?

Bildiğimiz gibi yumurtalık rezervi yaşla birlikte azalmaktadır. Doğumda kız çocukları 2 milyon yumurta ile doğmaktadır. .Ergenliğe kadar bu sayı giderek azalır ve 500.000 e kadar düşer. Ergenlikle birlikte kadınlarda yumurtlama süreci başlar ve her ay seçilen 10-15 yumurtanın içinden 1-2 tanesi ile yumurtlama olurken geri kalan yumurtaların gelişimi sonlanır. Özellikle 35 yaşından sonra hızlı bir yumurta tüketimi olmaya başlar. Menopoza yakın dönemde artık yumurtalıkta çok az yumurta kalmıştır ve bu  yumurtaların da bitmesiyle menopoz süreci de başlamış olur.

       Yumurtalık rezervi dediğimiz tanım işte bu yumurtalıklardaki yumurta sayısını ve kalitesini tariflemektedir. Bu değer bize kadının gebelik şansı hakkında bir fikir verir. Fakat kesin gebelik ihtimalini göstermez. Yumurtalık rezervi bize yumurtalıkta gelişen ve gelişmeyen tüm yumurtaların sayısısnı oluşturur. Ancak bizim yumurtalık rezervi olarak değerlendirdiğimiz aslında fonksiyonel yumurtalık rezervidir. Çünkü ultrasonda sadece gelişmekte olan yumurtaları görebiliriz..

Yumurtalık Rezerv Testleri neden yapılır?  

-Gebelik isteği var ve rezerv düşüklüğü eşlik ediyorsa bir an önce gebelik planlarını  tavsiye etmek,
-Partneri olmayan hastalarımız için yumurtalık hücrelerinin dondurulmasını önermek,
-Gebelik için denemelere başlayan hastalara vakit geçirmeden tedaviye başlanmasını önermek
-Tedavi alacak hastaların tedavi planının belirlenmesi

Azalmış yumurtalık rezervi açısından kimlere test yapılmalı?

-35 yaşından büyük olup 6 aydan fazladır gebe kalamayanlar
-Ailesinde erken menapoz hikayesi olanlar
-Genetik olarak yatkın olanlar ( X kromozomuyla ilgili genetik bozukluğu olanlar)
-Geçirilmiş yumurtalık cerrahisi ve yumurtalık ve çikolata kistleri
-Yumurtalıklara zarar veren radyasyon veya kemoterapi ilaçları almış olmak
Yumurtalık rezerv testleri kadınların tedaviye vereceği cevabın belirlenmesinde, hangi ilacın hangi dozda kullanılacağına karar verilmesinde bizlere  yol göstericidir. Bazı kadınların yumurtalık rezervi yüksek olup ilaçlara çok aşırı cevap verebileceği gibi, bazı kadınların yumurtalık rezervi düşük olup ilaç dozu yükseltilse dahi cevap alınamayabilir. Bu kadınlar ilaca verdikleri cevaba göre normal yanıt verenler, aşırı yanıt verenler ve düşük yanıt verenler şeklinde gruplara ayrılır. Her grupta kullanılacak ilaçlar ve dozları farklılıklar içerebilir.

Yumurtalık rezervini gösteren testler nelerdir?

Yumurtalık rezervinin belirlenmesinde kadın yaşı en önemli parametredir. Klinik olarak bakıldığında yumurtalık rezervinin azalma belirtileri şeklinde bir belirti yoktur . Bu nedenle gerekli olan hastalarda rezerv testleri yapılır.

Adetin 3. Günü FSH hormonu ölçümü Adetin 3.günü bakılan FSH değeri yumurtalık rezervi hakkında faydalı bilgiler verir. Bu dönemde bakılan FSH değeri 10 IU/L nin üzerinde ise bu kadınlarda yumurtalık rezervi azalmıştır. Ancak tek bir değere bakılarak karar vermek doğru değildir. Tekrarlayan yüksek değerler önemkidir.

Adetin 3. günü E2 (Estradiol) ölçümü Adetin 3. Günündeki estradiol ölçümü yumurtalık rezervi hakkında daha az bilgi verir. Ancak tek başına değil FSH ile birlikte kullanıldığında daha faydalı bilgiler verecektir. Adetin 3. Gününde 75 pg/ml nin üzerinde olması yumurtalık rezervinin azaldığının göstergesidir.

AMH (Anti-müllerian hormon) : Yumurtalık rezervi azaldığında AMH seviyesinde düşüş izlenir. Yumurtalık rezervinin güvenilir bir göstergesidir. Adetin herhangi bir zamanda bakılabilir. AMH değeri 1.1 ng/ml’nin altındaysa azalmış yumurtalık rezervi, 3 ng/ml’ nin üzerindeyse artmış yumurtalık rezervinden söz edilir.

Ultrasonda antral folikül (yumurta) sayılması Adetin 2-3. günü yapılan transvajinal ultrasonografide her iki yumurtalıkta toplam 7-10 tane antral follikül(yumurta) (2-9 mm arasındaki foliküller) olması yumurtalık rezervinin iyi olduğunu gösterir. İki yumurtalıkta toplam antral folikül sayısı 7’den azsa yumurtalık rezervinin kötü, 10’un üzerindeyse over rezervinin yüksek olduğu düşünülür. Antral folikül sayısı 4’ün altında ise tedavi başarısı çok düşükken, antral folikül sayısının 10’dan fazla olduğu durumda ilaçlara aşırı cevap gelişebilir ve ovaryen hiperstimulasyon sendromu (OHSS) dediğimiz ciddi bir tablo oluşabilir. Bu nedenle bu hastalarda ilacın dozunu belirlerken oldukça dikkatli olunmalıdır.

Yumurtalık rezerv testleri gebelik şansı hakkında yaklaşık bir bilgi verirken kesin gebelik oluşacağının garantisini veremez. Yaşlı hastalarda yumurtalık rezervinin azalması yanında yumurta kalitesi de düştüğünden gebelik şansı aynı durumdaki genç bir hastaya göre oldukça düşüktür. Genç hastalarda over rezervi düşük bile olsa yumurta kalitesi yüksek olduğundan gebelik şansları daha yüksektir.

rahim-filmi

Rahim Filmi

RAHİM FİLMİ

Rahim filmine hsg filmi ve ya ilaçlı rahim filmi adı da verilir. Rahimin ve tüplerin iç kısmının kontrast madde verilmesi ile radyolojik olarak görüntülenmesine denir. Kontrast madde uygulama esnasında rahimin ağız kısmından içeriye verilir, tüplerin ve rahim içinin tamamen görünür  hale gelmesine olanak sağlar. Filmde tüplerin mukusla tıkalı olması gibi bir sorunda kontrast madde sayesinde açılma sağlanabilir. Mukus benzeri tıkayıcı maddelerin temizlenmesini sağlar. Rahim filmi çekilmesinin ardından ilk 6 ay içinde hamile kalma şansı oldukça yüksektir.

Histerosalpingografinin en büyük faydası rahim içinin ve kanallarının ne durumda olduğunun gözlemlenmesine olanak sağlar. 1 yıllık korunmasız ilişki sonucu gebelik gerçekleşmediyse rahim filmi çekilmelidir. Hangi durumlarda film çekilmesi önerilmektedir:

  • Kanallarda tıkanıklık olup olmadığına bakmak için
  • Tekrarlayan gebelik kaybı
  • İnfertilite ile alakalı olan sorunlar ve bu sorunların tespit edilmesinde
  • Tüplerin anatomik yapısını anlamak
  • Kadında bulunan uterus yapısını anlamak,şekil bozukluğu var mı ona bakmak

Rahim filmi, regl kanamasının bitmesinden sonraki ilk 5 gün içinde çekilmelidir. Hamilelik riski oldukça düşük olduğu için rahim filmi bu dönemde çekilir. Ağrısız film çektirmek adına işlemde yarım saat öncesinde ağrı kesici ilaç içmeniz tavsiye edebilir. Günümüzde daha çok kısa bir anestezi eşliğinde çekilmektedir. İşlem esnasında hasta röntgen masasına uzanır, bacaklarını kendine doğru düzgün bir şekilde çeker. Bundan donra vajinaya yerleştirilecek olan spekulum adı verilen alet ile rahimin ağzı görüntülenir. Kateter takılmasının ardından kontrast maddde verilir ve çekim işlemi gerçekleştirilir. Film çekiminden sonra anestezi almışsa 1 saat kadar kişi gözlemlenir, sonrasında evine gönderilir..